David Beckham: Real Madrid trasfer olma hikayesi.

David Beckham:''Mutluluk kelimesi o anda hissettiklerimi anlatmak için yetersiz kalırdı. Yaşayana kadar böyle önemli anlarda ne hissedeceğinizi asla bilemezsiniz. Ve ben de o anın ne kadar önemli olduğunu ancak şimdi anlamıştım.''

David Beckham: Real Madrid trasfer olma hikayesi.
16 Eylül 2019 Pazartesi 16:04

Senyor Perez ve David Beckham

Futbol oynamış olan herkes o soyunma odalarında bulunmuştur. Yerdeki aşınmış karolar ve odalar kaplayan dezenfekten kokusu; başlama vuruşundan birkaç dakika önce serçeler çarpılayarak kapatılmaktan yıpranmış, hatta bir kaç tanesinin kapısı tamamen kırılmış, kilitlemek için kendi asma kilidinizi getirmeniz gereken sıra sıra gri metal dolaplar; maçtan sonra tam karşınızdaki takım arkadaşlarınıza dizlerinizi çarpmamak üzerinde eğri oturduğunuz, yan yana daracık sıralar...

Şimdi içinde bulunduğum soyunma odasının diğer ucundaki bir dolabın kapağı açık, bu benim dolabım. Kapağa asılmış olan bembeyaz Real Madrid forması, soyunma odasının loşluğunda sanki üzerime spot ışığı tutulmuş gibi göz alıyor. Şort ve çoraplar özenle katlanarak dolabın yanındaki sıranın üstüne konmuş. Odanın uzak köşesinden, az önce içeri girdiğim kapının hemen yanından mırıldanma şeklinde konuşma sesleri geliyor ama soyunma odasında yalnızım. Üstümü değiştirirken acele etmiyorum;  çıkarttığım kıyafetleri katlayarak, benim için orada bırakılmış olan malzemelerin yanına koyuyorum.

Antrenman sahasına aralık bir kapıdan geçilerek çıkılıyor. Yürüyorum. Kapının hemen yanında, duvarda asılı olan boy aynasında gördüm adamı şöyle bir süzüyorum. Bembeyaza Real forması beni iri göstermiş; kendimi daha irimişim gibi hissediyorum. Bu normal bir formadan bir buçuk kat büyük. Dışardan gelen heyecanlı sesler duyuyorum. Birdenbire, aslında aynada kendi geleceğimi bakmakta olduğumun farkına varıyorum. Müthiş bir tatmin duygusu ve heyecan kaplıyor her yanımı. İşte buradayım.

Aslında burada, Madrid'e geleli neredeyse yermi dört saat oldu. Beckham ailesinin yeni bir hayata adapte olması için bu yeterli bir süre. Haziran'ın son gününde Manchester United'la olan sözleşmem sona ermişti ve Bernabeu stadında ilk imzayı attığım gün Temmuz'un ilk günüydü. Bugün 2 Temmuz' da Real macerası başlamıştı. Hepimiz bunun bir parçası olacaktık. Ben yeni bir kulübe ve yeni bir ülkeye transfer olmuştum ama İspanyaya ailecek taşınmıştık. Neyle karşı karşıya olduğumuz görmek için aileminde Madrid'e benimle birlikte gelmesini istedim ve dürüst olmam gerekirse, desteğe ihtiyacım vardı.

Heyecan ve gerelim bir ay kadar başlamıştı. Salı günü öğlenden sonra saat bir buçukta uçağımız yere indikten sonra her iki dakikamızın dolu olacağını biliyordum. Ailemin yanımda olması hem şehir hem de takım anlamında Madrid’in benim hakkımda doğru bir ilk izlenim edinmesi sağlayacaktı: Karşılarında bir eş ve baba olan bir futbolcu bulacaklardı. Daha dokuz aylık olan Romeo İngiltere’de, Victoria’nın annesiyle babasının yanında kalmıştı ama Victoria ve Brooklyn yanımdaydı. Bir de, sıkıldığı zaman dört yaşındaki bir çocukla ilgilenmeyi kabul eden benim annem.

Gergin miydim? Pek değil. Kafamdaki şüphe ve endişeler, Real Madrid’in bizi hava alanından alması için gönderdiği arabaya bindikten sonra bir iki dakika sonra yok oldu. Arabanın etrafını altı tane motosikletli polis eskortu çevirdi. Güzel. Birkaç mavi ışık ve sirenler her zaman Brooklyn’in keyfini yerine getirir. Sonra otoyola çıktık. Programa göre, ilk durağı olan hastaneye gidip terslerden geçecektim. Yolda, sanki ‘’The French Connection filmden bir sahne gibiydik. Şeritten şeride kayarak, makaslar yaparak ilerliyorduk. Paparazzilerle de tehlikeli bir şeklide ve mümkün olduğunca bizi takip etmeye çalışıyorlardı. Ama kısa bir süre sonra olan yalnızca polis ve paparazziler de sınırlı kalmadığını ve Madrid’de herkesin Formula 1 pilotları gibi araba kullandığını anladım.

Real’le ilk kez görüştüğümde, onlara ailemle birlikte başka bir ülkeye taşınmakta biraz tereddüt ettiğimi söylemiştim. Futbola odaklanmak için kafam yeterince rahat olabilecek miydi? Beni büyük bir anlayışla karşıladılar. Belki de İspanya’da aile yaşamının önemli olmasından dolayı endişelerim onları hiçte şaşırtmamıştı.

David Beckham

‘’Sen burada bizimleyken ailenin de en az senin kadar mutlu olmasını isteriz, David.’’

Bizi evimizdeymiş gibi hissetmeyi kendilerine bir görev bildiler. Victoria , Brooklyn ve annem, Real’deki insanların ilgimizi çekebileceğini düşündükleri birkaç eve bakmaya götürdüler. Bende onlarla gitmek istedim ama ev bakmak için daha sonra yeterince zamanım olacaktı. Onlar eve bakmaya giderken bende Real’in kulüp doktoru Senyor Corral’le olan randevuma, La Zarzuela Hastanesi’ne gittim. Uzmanların kontrolünde çeşitli testlerden geçtim. Kardiyovasküler, biyomekanik, kan, idrar, elektrokardiyografi, röntgen ve diğer taramalar… Sonra Senyor Corral kendi elleriyle muayene etti. Daha önce sakatlık yaşadığım sol metatarsal ve sağ skafoid kemiklerime özel olarak baktı. İki saat sonra bütün testler sona erdi ve hastaneden çıktım. Real Madrid televizyonundan bir kameraman, ben test için hastanenin laboratuvarlarına girdim ve kapının yüzüne kapandığı zamanlar dışından hastanenin koridorlarının bizi gölge takip etti. Herkesin ağzı kulaklarına varıyordu: Uzamanlar, hastane çalışanları, hastalar ve kameranın vizörü gözünde iz yapmış olduğu kameraman… Birlikte bir fotoğraf çektirebilir miydik? Bir imza verebilir miydim? Her şey çok rahat görünüyordu.

Doktorlara Old Trafford’daki, on beş yaşımdan beri tıbbi geçmişimi içeren dosya gönderilmişti ve bende onların derslerini iyi çalıştıklarından emindim. Özellikle Dr. Corral ne aradığını iyi biliyormuş gibi görünüyordu ve aradığını bulduğunda da gayet mutlu oldu. Orada bekleyen basın mensuplarına ne söylediğini daha sonrada bana da aktardılar:

‘’David esta como nuevo. Fisicamente esta perfecto.’’

Ve sıra Real’le sözleşme imzalamaya geldi. Victoria, Brooklyn ve annemle buluşmak Tryp Fenix oteline gittim. Fenix’in dışından toplamaya başlayan taraftarlar benim kadar Victoria’yı da merak ediyorlardı. Ama Victoria gergin görünüyordu: ’’Evim’’ diyebileceğim bir yer bulabilmesi için bu yeni şehirde bütün gün arabayla gezdirilmişti. Girdiğimiz maceranın gerçekliği hissetmeye başlıyorduk. Brooklyn’le oteldeki süitimizin çatısında bira top oynarken büyüdüğünde onun bu olanları ne kadarını hatırlayacağını düşündüm.

Arabalarla bizi Bernabeu stadına götürmek için akşam beşte yeniden geldiler. Stad, akşam trafiğinde ana yoldan geçilerek kısa bir süre için de varılabilen bir yerdi: ‘’Real kendi sahasını, Madrid’in Regent Caddesi diyebileceğimiz bir yerde kurmuştu. Elbette daha bir maç Manchester United oyuncusu olarak burada bulunmuştum ama kapılar açılıp içeri girdiğimizde stadı pek hatırlayamadım. İçerisi bir şantiye gibiyid: ‘’Dışardaki yoldan stadın içene uzanan vinçler, toprak yığınları arasında gidip gelen kamyonlar ve ekskavatör. Real’in pazarlama müdürü Jose Angel Sanchez, oyuncaların sahaya çıktığı taraftaki tribünlerin düzenlemekte olduğunu söyledi:

‘’Santiago Bernabeu 1940’larda bu stadyumu inşa ettirdiğinde, protokol tribününü oyuncuların bulunduğu bölümün karşısına yerleştirtmişti. Bunun şu mesajı vermek istiyordu: Yönetim kurulu toplantı odası, soyunma odasıyla asla rekabet etmeyecek. Ama şimdi, UEFA Şampiyonlar Ligi yönergesi ikisinin yan yana olmasını şart koşuyor.’’

Kulüp bulunduğu üst kata çıktım. Merdiven çıktığımdan değil, heyecandan biraz nefesimin kesildiğini hissettim ve Victoria’nın elini biraz daha sıkı tuttum. Merdiven sonunda biraz köşeyi döndük. Kapılardan kafaların dışarı uzadığı, takım elbise giymiş beş altı ayakta beklediği bir koridora geldik. İçerisi Avrupa’nın herhangi bir yerinde bulunabilecek sıradan bir ofise benziyordu. Her şey çok sadeydi. Büyük ve göz alıcı hiçbir şey yoktu. Bu hoşuma gitmişti. Real asıl etkileyici görünümünü sahaya saklıyordu. Tanışmak ve el sıkışmak için yanıma gelen insanlar da en az benim kadar heyecanlıydılar ve bunu belli etmekten de çekinmiyorlardı. 

David Beckham

Jose beni, Futbol Şube Sorumlusu Valdano ile, yani benim Madrid’e gelmemde kulüp başkanıyla birlikte belki de en çok payı olan kişi ile tanıştırdı. Oturaklı ve kocaman gülümsemesi olan bir adamdı. Sanyor Valdano’nun kaç yaşında olduğunu bilmiyorum ama hala ünlü bir oyuncu olduğunu zamanki güçlü yapısına ve enerjisine sahipti. Koşu yarışı yapsak onu geçebileceğimden ya da futbol oynasak topu ondan çalabileceğimden emin değilim. Kulüpte İngilizce bilmeyen birkaç kişiden biriydi, ki bu benim açımdan sorun değildi. Sonuçta ikimizde birbirimizin dilini bilmiyorduk.

Senyor Valdano beni, bir süredir kapının önünde beklemekte olduğu ofise buyur etti. İçerde, teknik direktör masasının ardındaki koltukta Carlos Queiroz oturuyordu. Onu görmek benim için büyük bir sürpriz oldu. Madrid ile Vicente del Bosque’nin yollarını ayırdıklarını biliyordum. Carlos’un onun yerine almak üzere Old Trafford’dan ayrıldığını ve işinde ne kadar iyi olduğunu da biliyordum ama çoktan Bernabeu’ya gelmiş olduğunu bilmiyordum. Garip ve bir anlamda da benim içim rahatlayıcı bir andı. Kim kimi takip ediyor? Birbirimize sarıldık. Sezon öncesi kamp sırasında takıma yeni gelen iki çocuk gibi Temmuz’un sonunda yeniden görüşecektik.

Artık bana kendi ofisime göstermeye hazırdılar. Hepimiz merdivenlerden aşağı inerken önden giden Jose, bir Real turu rehberiymiş gibi davranıyordu: ‘’Ve bu da turların hiç girmediği yer.’’ Ev sahibi takım soyunma odasının kapısını açtı. Her dolabın kapağında, dolabın ait olduğu Real oyuncusunun yerden tavana kadar kocaman bir resmi vardı. Karşımdaki duvarlarda onları neredeyse gerçekten büyüklüklerindeki gibi görünce kendimi rakip takımın oyuncusu gibi hissettim. Raul, Figo, Ronaldo, Zidane, Roberto Carlos ve diğerleri. Onlara karşı değil de onlarla omuz omuza oynamak nasıl olacaktı? Odadan geçerek sahaya çıkan tünele girdik. Nisan ayında burada, maça başlamadan az önce heyecanla beklediğimi hatırladım. Şimdide aynı heyecanı duyuyorum.

‘’Jose, etrafta bir top var mı? Bekleyemeyeceğim.’’

Bir tane buldular. Topu taşımam için Brooklyn’e verdim ve yanımda Victoria’yla taç çizgisinin üzerine vuran güneş ışığının oluşturduğu ince şeride doğru yürüdüm. Vakit epey ilerlemişti ve gölge, sahanın kenarına ulaşmıştı. Kendimiz için özel bir parti veriyorduk sanki. Tribünler etrafımızı saran dağlar gibiydi ve arkamızda devam eden inşaat da o gün için paydos etmişti. Anneme baktım. Üç ay önce, ben United’da oynar ve o da sahanın köşesinde oturmuş beni izlerken, bütün hisleri ona daha sonra Madrid’de oynamak için buraya geri döneceğimi söylemiştim…

Penaltı noktasına doğru yürüdüm. ‘'Gel Brooklyn. Bir gol atalım.’’

İkimiz bir iki dakika kadar birlikte top oynadık. Yorgun ve biraz da dikkati dağınık gibi görünüyordu. Burası Old Trafford değildi. Dönüp Victoria’ya baktım. Brooklyn’i izliyordu. Sonra gözlerim ondan uzaklaştı ve stadyumun içinde etrafına bakındım. Zaman, cesur olma zamanıydı ve ben de tam bunun için uygun olan kızı bulmuştum. Göz göze geldik belli belirsiz gülümsedik. Sonra Jose ‘’İçeri girelim mi?’’ diye sordu.

David Beckham

Ofislerde yeniden bir hareketlilikler yaşandı. Buraya yapmaya geldiğimiz zamanıydı artık. Senyör Perez’de gelmişti. Real Madrid kulübünün başkanıyla daha önce telefondan konuşmuştum ama onunla ilk kez yüz yüze görüşecektim. Senyör Perez, Avrupa’nın en büyük inşaat şirketlerin birisinin sahibiydi. Dünyanın en büyük takımlarından birisinde başkanıydı ama bütün bu unvanların birer madalya gibi boynunda taşıması gerekmiyordu. Gerçekten büyük adamların kendilerine has tevazuları vardır. Real’in başkanı ne kadar önemli bir adam olduğunu ve kendisine ne kadar değer verildiğini, etrafındaki insanların ona gösterdikleri saygıdan anlayabilirsiniz. Bunlardan size asla bahsetmez. Ayrıca şunu da söyleyelim ki, İspanya’daki kulüplerin başkanları taraftarların oylarıyla seçilirler.

Bana ‘’Bernabeu’ya hoş geldin.’’ Derken, Victoria, Brooklyn ve anneme de ‘’ Madrid’e hoş geldiniz’’ demeyi ihmal etmedi.

Yönetim kurulu toplantı odasına gittik. Kulübün bütün yöneticileri uzun ve hafifçe kavisli bir masanın bir kenarı boyunca oturuyorlardı. Senyör Perez, Victoria ve ben masanın diğer kenarına otururken bizi daha görebilmeleri için yerlerinden kıpırdandılar. Üçümüz masanın kenarında uç tarafa doğru yan yana oturduk. Sol tarafımdan başkan, sağ tarafımda da Victoria vardı. Meşeden yapılmış masanın solgun yüzeyinde, önümüzde düzgünce yerleştirilmiş iki kâğıt yığını şeklinde imzalanacak kâğıtlar duruyordu. İngiltere’den ayrılmadan önce Victoria bana imza atmam için yeni ve güzel dolmakalem vermişti. Başkan için de bir kalem seçmişti. Belki de kalem Senyor Perez’e etmek için doğru zaman masaya oturmadan önceydi ama biz bir şey yapmaya fırsat bulamadan önce o, masanın üzerine eğildi ve daha önceki toplantıdan kalmış gibi duran tükenmez kalemi aldı. Ne de olsa mürekkep mürekkeptir. O imzayı attı. Sonra ben imzayı attım. Brooklyn koltuklarımızın arkasında koşuşturdu, annem de onu yakalamak için bir hamle yapıp yapmamakta tereddüt etti. İmza törenin o kadar ciddi olamayacağı artık belli olmuştu.

Yeniden ayağa kalktık, anlaşma (yazılı olarak) tamamdı. Senyör Perez hediyesinin paketini açtı ve gülümsedi.

‘’Seninle bir sonraki sözleşmeyi imzalayana kadar bunu saklayacağım. Teşekkür ederim’’

Bende gülümsedim. Nereyse aynı sözleri daha önce de duymuştum. Alex Ferguson, 12 yaşındaki Unitedli genç bir yetenekle konuşurken. Şimdi ise buradayım. 28 yaşında ve İngiliz milli takımının kaptanı olduğum halde beklenti içinde ve yeniden aynı heyecanı duyarak.

‘’Rica ederim Sayın Başkan. Ben teşekkür ederim. Herkese teşekkürler. Burada olmak harika. Gerçekten çok mutluyum.

Mutluluk kelimesi o anda hissettiklerimi anlatmak için yetersiz kalırdı. Yaşayana kadar böyle önemli anlarda ne hissedeceğinizi asla bilemezsiniz. Ve ben de o anın ne kadar önemli olduğunu ancak şimdi anlamıştım.

David Beckham, daha önce oynadıkları takımlar. 

Kaynak: David Beckham, ''Benim hayatım'' kitabından kısaltarak yazılmıştır. 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.